karga(şa)

Besle kargayı oysun gözünü” atasözünü sevmem; iyi niyetten yoksundur, kuşku uyandırır, şüphecilik aşılar, nankörlüğü genelleştirir. İstisna olarak görürdüm. İstisnanın müstesna bir gücü olduğunu atlamışım. Atasözündeki kelimelerin anlamlarını deşerek incelersek.
Kargaları beslemek normal hallerden değildir. Kendi “başları“nın çaresine bakabilirler. Evcil olmayan her hayvan gibi. (Sözümüz “meclis“ten dışarı.) Neden besleriz kargaları? Daha doğrusu kargayı. Atasözü kargalardan değil “karga”dan bahsetmekte, tekil ifade; belli bir kargadan. Neden o karga? Sebep sadece gönül birliğinden ibaret mi? Başka kargalardan daha fazla öne çıktğı için mi? Evcilleştirilebilir, kontrol edilebilir bulduğunuz için mi? Sahiplenme duygusu, yalnızlığımızda destek, karşılık bekle(me)me hesabı, sürü bilincine yatkınlık, sadık meşrepli bilinmeleri mi sevimli, bize yakın kılar onları? Aynı duygular karga için de geçerli midir diye hiç düşünmediniz haliyle. Düşünmeliydiniz! Yanıldınız!

Siz böyle karganın “kara kaşı“ınıza hayran olduğunu sanırken Bir gün karga birden sizin başka “karalarınızı” gagalamaya başlar. Adaletsizce kalkındırılan karga kargalığından hiç beklenmeyeni yapar. Şaşkın anlamaya çalışırsınız onca beslemenin, ayrıcalığın, kayırmanın bu yanlış sonucunu. Peki karga neden bize karşı olur bunlara rağmen. “Karga huyu”ndan dolayı mı? Ayrıcalık tanıyıp da karga olduğunu unutturduğumuzdan mı? Siz lütuf dersiniz o “hak ettğimdir” der. Daha acı verici sebep; acaba siz onu beslerken kendiniz maddi manevi gıdasız, dolayısıyla yetersiz, etkisiz kalmış olmayasınız. Ona durumdan vazife doğmuş olmasın…

Karga artık başka bir tür kuş olduğuna vehmeder. Hatta belki kuştan öte… Bu “kendini aşma” cüretinin sebebi “dengesiz beslenme” dir. Ve bir gün yağmurlu havanın kokusunu alıp iyice alçalıp tepenizde tepelercesine tehlikeli uçuşlar sergiler. Ancak o zaman sorarsınız ben neden özellikle bu kargayı bu hale getirdim diye. Diğer kargaları iyi örnek olarak göstermek için artık vakit geçtir. Eldeki keklik olarak baktığınız parlak tüylü, yakarış sesli, hemcinsleri içinde en zekisi bilinen karga ele avuca gelmez olur. Gözden kaçırdığı irileşen karganın kuzguna dönüşeceğidir. Ona ancak leş kalır törede…

Karganın gözü artık onu besleyen elde değildir. Bidayette gözünü özünüze dikmiştir aslında. Siz ki hep aynı özden olduğunuzu düşünerek rahattınız halbuki. Yerinizde gözü yoktur. Ortalıkta gözükmeden özde yer almak ister. Karga sizin özünüzü ele geçirmek için gözünüzü çıkarmayı göze alır. Neden canınıza kastetmez de gözünüzü hedef alır dersiniz? Çünkü kendi gözünüz yerine herşeyi onun gözünden göresiniz ve onun işaret ettiğini yapasınız diye. Sizi elden çıkarmak istemez. Gözü üzerinizdedir ve gözünüz olur. Size el-ayak olmak kalır.

“Ya bu kuş beyinli karga bu kadar mı akıllı ve becerikli yani!” diyorsunuz biliyorum. Doğru, o kadar değil ama belki kendinden daha akıllı ve kurnaz bir kışkırtıcı abi’si olabilir. Mesela bir “kartal“. Gözü hep uzaklarda olmuş, kocaman kanatlarına güvenip her yere ulaşan, bulaşan süper bir hayvan. “Ama sonuç alamadı” diyorsanız. Acele etmeyin; size bir “halk” deyimi daha hatırlatayım: Bir taşla iki kuş…
Neyse siz gene atasözüne şükredin ki tekil ifadeyle gözlerden değil “göz”den bahseder. Tek gözünüz size kalmıştır. Fakat şimdi daha az cesur, daha fazla temkinli, itibarı didiklenmiş, hatadan dolayısyla iş yapmaktan çekinen, ataklığı ve görüş mesafesi sınırlı, güvenlik zaaflı bir halet-i ruhiyenin belirtileri ortaya çıkmıştır.

Karga ise bir başka kanatlının hazin hikayesine dalmış dersini ezberlemekte. “Vakitsiz öten horozun başını keserler.”

Vakit, zamanın belirli özel bir kesiti ise bunun ne hikmeti olabilir? Horoz, içgüdüsü dışına çıkınca baş’ını kaybadiyor. Bize tanımlananın dışına çıkmak tehlikeli demek ki. Bu konuyu ayrıca irdelemek gerekir.

Hayvanlar alemi deyip geçmeyin lütfen. Hayvanlar, doğru tanımlanmış şaşmaz içgüdüleri, yok sayılacak iradeleriyle çoğu bilgenin menkibelerinde bize ders vermişlerdir. İradelerimizin kasıtlı olarak tamamına yakının modifiye edildiği zamanımızda bizi sadece iç güdülerimiz idare etmekte. Ancak felaket o ki, insanın başbaşa kaldığı içgüdüleri hayvanların ki kadar masum değiller, sağlam irade ve ebediyet bilincine muhtaçlar…

5.30 – Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.
5.31 – Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
5.32 – Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑