kendim ne diyorum! arada bir her şeyi iyiye yoruyorum her duyduğumu kendime yontuyorum işime gelmeyenleri hiç duymuyorum kendimi yere göğe koyamıyorum çünkü konduğu yerden alamıyorum birdenbire ne oldum delisi oluyorum deli nasıl daha deli olur biliyorum fol yok yumurta yok yumurtluyorum gene yumurtayı kırmaya kıyamıyorum sonra kendime yalandan kızıyorum kendimi en çok ben kışkırtıyorum herkes …
ŞARKI Ah eden kimdir bu saat kuytuda Sustu bülbüller, hıyaban uykuda Şimdi ay bir serv-i simindir suda Esme ey bad, esme canan uykuda Başka aşıklardan almışsan nefes Başka yerden, başka vadilerden es Doğmasın ruhunda ani bir heves Esme gülşenden ki canan uykuda YAHYA KEMAL BEYATLI Ey aşıklar başkenti kaderimin yurdu İstanbul! Seni meth eder var …
Kelimeleri anlamlarının ötesinde kullanıyorsanız, Söylediklerinizi çok az kişi anlıyorsa, o da yarım, Hatta bazen kendiniz bile tereddütte kalıyorsanız, Kırk küsur senedir zerre kadar sıkılmamışsa canınız, Müjdeler olsun! Size bir “haller” oluyor demektir. Haydi koşun takılmayın zamana, oynayın doya doya! Artık çocuğun oyuncak bilyesidir sizin için dünya. Simya Balmumundan bir şehir arkadaşlar ülkesi İçinde yanar durur …
. . . Korunmamız gereken “faydasız ilim” nasıl olur? İlimden beklenen “fayda” nedir? Bilgiyi “hikmet” yapan onun içinde gizli midir? Değilse, dışındaysa arif onu nasıl yakalar? ‘İslam’ın bilimi reddetmediğini, bilakis teşvik ettiğini söylemek çoğumuzun hoşuna gitmektedir. Oysa İslam’ın reddetmediği bilimin bugün Batı âleminde geliştirilmiş olan bilim ve bu bilime temel hazırlayan belli bir zihniyet midir, …
Boynumuz incelsin ama bükülmesin. Adayalım kendimizi O’nun Adına! Kurban olmak, kurbiyet özlemimiz. Çok hikaye edidi, İbrahim, İsmail, Hacer, Koç. Ve şeytan. Ama ya bıçak? Ondan pek bahis yok. Hep kana hasret miydi? Kesilecek olanın kim olduğundan haberdar mıydı? Yoksa kesemeyeceğini biliyor muydu? Daha önce kim bilir neleri kesmişti oysa. Bir bıçağın belleği akıttığı kanları …
Ezberleri bırak taliplisine, dön içindeki sadece sana mahsus cevhere! Nas’lar omurgamız, bizi dik tutar. Ama ruhsatlar elimiz ve dilimizdir bizim, oyun sahamız, ruhumuzu gökyüzüne dokunduran. Hayatı tadanlar cesurlardır, adımlarını esirgemeyenler altlarındaki uçuruma rağmen, yürekleri titreyerek, anı kutsayarak. Korku, huzursuzluk, dağılmak, kaybolmak, bazen küstahça, bazen günaha çalım… Şeytanın vakit kaybı… Kaçma ondan ! Onunla çatış! Yenilgiyi …
tamam, kalkıyorum, yolcuyum, dikkat et arkam sıra dökülen su seni kurutmasın! pekâlâ, tamam, kalkıyorum yolcuyum yola gelmesem de. bilirim “kul hakkı” ama alıp verecek başka ne kaldı? sorgumda bulun! delinin sorgusu, bana istisna! o gün payını al! verecek neyim var ki? senden alacaklıyım sonunda yoksa günahsız mısın? tamam, kalkıyorum, yolcuyum, dikkat et arkam sıra dökülen …
Mekke’nin derin kuyulardan iniltisi gelirdi annemin bana öğrettiği ilk kelime Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde annem bana gülü şöyle öğretti gül, O’nun, O sonsuz iyilik güneşinin teriydi annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde binmiş gelirdi Ali bir kırata Ali ve …
bense şifasından saklanan hastalıkları merakıma yenilip tedavi ettim hastalıklar değil taburcu edilen benim. Taburcu topraklarınız ayaklarımı terk etti şımarık çocuk gibi hata duvarına tırmandığımda insanın yaratıldığı toprağı çamur sanan bir kavimle yaşamak zorunda kaldım havva da yaratılmasaydı nasıl sızlardı kaburgaları insanın kuşlar! gökyüzü size tokat atsa ne yapardınız başınızı kaldırmanız yasaklansa kanatlarınız rüzgârın karısı değildir …
…dut yemeyeli ne kadar oldu? Hatırlamıyorum. Sordum bülbüle, baktım sessiz … Yaprağının tiryakisi o çalışkan tırtılı ise unutamıyorum, ve kısa hikayesini sıradan, önemsiz… İpek böceği, bir basit tırtıl… Doymak bilmez bir iştiha ile besler bedenini günlerce büyük hedefi için. Vakti gelince sürünmekten kurtulup uçacak, kelebek olup kanatlanacaktır. Hür, pervasız, uçarı bir geleceğin hayaliyle, geçici sığınağını …
